Ahlak ve Ülküler
Türk Dil Kurumu ‘ahlak’ kelimesini:
“1. Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre,
2. İyi nitelikler, güzel huylar” şeklinde iki farklı anlamda tanımlamıştır.
Ahlak kavramı, her bireyde farklı özellikler gösterdiği, yani öznel olduğu için, tarafımızdan herkes tarafından kabul edilebilecek ortak bir ahlak tanımlaması yapmak zordur. Buna rağmen doğruyla yanlışı ayırt edebilen herkes için ortak bir ahlak anlayışının olduğu da inkâr edilemez. Bu doğru-yanlış anlayışı da, toplumun içinde taşıdığı değerler, adet ve davranışlar etrafında şekillenmiştir.
Ahlak bir insanın karakter yapısını oluşturan en önemli kavramdır. Bireyin ahlakını oluşturan birçok etmen vardır. Bu etmenlerin en başında aileden alınan kültür, yaşadığı toplumun gelenek ve görenekleri, davranışlar ve dini inançlarıdır. Bu temel yapıtaşlarının bir araya gelerek harmanlanması da bireyin ahlaki yapısını oluşturmaktadır. Kısacası kişilerin davranışlarını, kişiliğini ve hayatını en iyi şekilde yorumlayacak kavram ‘ahlaktır’.
Genelleme yoluyla özetlemeye çalıştığımız ‘ahlak’ kavramı sadece bireyin özünde değil, toplumun özünde de bir ‘harç’ görevi görmektedir. Tarihe baktığımızda büyük milletleri oluşturan ve asırlar boyunca onu efsaneleştiren en önemli unsurun milli ahlâk olduğunu görebilmekteyiz.
Atatürk, Türk milliyetçiliğinin temeline oturtmaya çalıştığı milli ahlakı da şöyle tanımlamıştır:
"Gerçekten de, ahlakiyet özel fertlerden ayrı ve bunların üstünde, ancak toplumsal, milli olabilir. Milletin toplumsal düzen ve sükunu, hal ve gelecekte refahı, mutluluğu, selameti ve dokunulmazlığı, uygarlıkta ilerlemesi, yükselmesi için insanlardan her konuda bilgi, gayret nefsin feragatini gerektiği zaman seve seve nefsinin fedasını talep eden milli ahlaktır. Mükemmel bir millete milli ahlakın gerekleri o millet fertleri tarafından adeta muhakeme edilmeksizin vicdani, duygusal bir nedenle yapılır. En büyük milli duygu, milli heyecan işte budur.
Millet analarının, millet babalarının millet öğretmenlerinin ve millet büyüklerinin evde, mektepte, orduda, fabrikada, her yerde ve her işte millet çocuklarına, milletin her ferdine bıkmaksızın ve mütemadiyen verecekleri milli terbiyenin amacı, işte bu yüksek milli duyguyu sağlamlaştırmak olmalıdır.
Ahlakın milli, toplumsal olduğunu söylemek ve maşeri vicdanın bir ifadesidir demek, aynı zamanda ahlakın kutsal sıfatını da tanımaktır."
Alparslan Türkeş ise ahlakın toplum üzerindeki önemini şu sözlerle vurgulamıştır:
“Memleketimizin içerisinde bulunduğu bunalımın başlıca sebeplerinden birisi de ahlâk buhranı ve toplumu saran manevi boşluktur. Toplumların huzurlu olabilmesi, insanların ahlâklı ve dürüst olmaları ile mümkündür. Eğer bir toplumda insanlar son derece bencil, son derece ahlâk kurallarından uzak ve son derece dejenere olmuş bir halde ise, o toplumda huzurdan söz edilemez. Bugün içinde yaşadığımız bozuk durumu hazırlayan sebeplerin başında, toplumdaki manevi değerlerden uzak, geleneklere saygısı kalmamış nesiller, Türk Milletinin yarınlara olan güvensizliğinin esas kaynağı olmuşlar ve yıllarca memleketi idare eden kişiler bu gerçeği fark edememişlerdir. İlk mektepten üniversitenin son sınıfına kadar millilik vasfını yitirmiş bir eğitim ve öğretim ile yetişen gençlerin durumları gözler önündedir. Aile ve toplum münasebetlerinde vurdum duymaz ve büyüğüne saygısı, küçüğüne sevgisi kalmamış, belli bir inançtan yoksun gençlerimizin içinde bulunduğu bunalım işte bu gerçeği bizlere açıkça hatırlatmaktadır. Batı zihniyetini anlamaksızın ve öğrenmeksizin, sadece dış görünüşünü şeklen taklit etmek ve kendisi gibi düşünmeyenleri gerici, medeniyetsiz diye nitelendiren kimselerin zavallılığı ibret verici bir durumdur. Biz Milliyetçi Hareketçiler olarak her şeyden önce memlekette yeni bir ahlak anlayışının hakim olmasının kavgasını vermekteyiz. Ahlâktan yoksun bir toplumda iktisadi meseleler ne kadar halledilirse edilsin, huzurdan söz etmek mümkün değildir. Memleketimizin insanlarının birbirlerini sevmesi, sayması, birbirlerine yardımcı olmaları, milli birlik ve beraberlik içerisinde ülkemizin iktisadî kalkınma savaşında sadece memlekete hizmet ve toplum yararına çalışmak ancak bu şekilde mümkün olacaktır.”
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve yakın dönem Türk Tarihinin yetiştirdiği en önemli fikir adamlarından olan Alparslan Türkeş’in ‘ahlak ve milli ahlak’ hususundaki görüşleri son derece açık ve aydınlatıcıdır. Bu görüşlerin söylendiği günlerdeki önemi ile günümüzdeki önemi karşılaştırıldığında, konuların halen daha çok önemli ve geçerli olduğu görülmektedir.
Ülkemizde ‘ahlak’ konusu son elli yılda ve günümüzde, önemini başka kavramlara devretmiş, daha doğru bir ifade ile arkaplana atılmıştır. Bu da beraberinde büyük bir manevi ve fikirsel bir boşluk yaratmış, toplumsal buhranlara sebebiyet vermiştir.
Toplum nazarında ahlakın geri plana atılması, her toplumda oluşabilecek bir durumdur. Lakin bu durumun uzun süreli olması, kimi zaman devletlerin ve milletlerin sonunun gelmesine neden olmuştur. Ahlaksız ve ahlaklı olmak arasındaki en önemli sonuç farkı da, bu doğrultuda olmuş, ahlaksızlığın tecelli ettiği millet ve devletler tarih sahnesinden silinmişlerdir.
Özetle ahlak kavramı bireylerin davranışlarını, fikirlerini ve yaşantısını tümüyle etkilemektedir. Bireylerin davranışları da toplumu etkileyeceği hususundan yola çıkarsak, özünde ahlaki değerlerinden yoksun, milli hedeflerinden uzak yetişecek bir neslin ortaya çıkması muhtemeldir.
Bu bağlamda gençliğimizin temel değerlerinden ve tarihinden uzak bir anlayışla yetiştirilmesi beraberinde milli ahlakı yok etmekte, bireylerin ahlaki vaziyetlerinde toplumla uyumsuzlaşma sorununu yaratmaktadır. Bu uyumsuzlaşmanın derinleşmesi sonucunda da toplumsal ve bireysel ahlaki yozlaşma ortaya çıkmaktadır. Milli bir ahlaktan yoksun yetişen gençler her geçen gün ülkü ve ideallerini öznelleştirmekte, toplumculuktan ferdiyetçiliğe kayabilmektedir. Bu noktadan hareketle toplumundan önce bireysel çıkarlarını düşünen bir yönetim mekanizmasının ortaya çıkması muhtemeldir.
Sonuç olarak mefkure (ideal) ve ahlak kavramları birbirlerinden ayrı düşünülecek kavramlar değildir. Hele ki milli hedef veya ülkülerin olduğu bir ortamda ahlak ve idealleri aynı potada eritmek temel görevimiz durumundadır. Bu iki olgunun düzgün bir bütünlük içerisinde gençliğimize aktarılmasında en büyük etkenler; aile, eğitim ve toplumsal bilinçtir. Bu üç maddenin bir arada ahlaki bir bütünlük ve hedefler doğrultusunda bizden sonraki nesillere ve günümüz gençliğine aktarılabilmesi çok önemli bir husustur. Bu gerekliliklerin sağlanması durumunda toplumumuzun mevcudiyetinde bulunan ahlaki yozlaşma en düşük düzeyde olacak, başta gençliğimizde etkili olmak üzere idealler doğrultusunda fikirsel sevkiyatlar başlayacaktır. Bu fikirsel sevkiyatlar da, öncelikle gençliğimizin milli şuuruna etki edecek ve bu şuur doğrultusunda gelecek zaman dilimleri içerisinde milletçe çok büyük başarılara imza atılacaktır.



